Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar’ın ”Türkiye’nin Enerji Bağımsızlığı ve Türk Dünyası” başlıklı köşe yazısında şu ifadelere yer verdi:
”Hürmüz ile yatıyor, Babülmendep ile uyanıyoruz. Ateş çemberi içinde yaşamaya alıştık. Enerji konusu can yakıyor. Tüm dünya bir arayış içinde. Hazırlıksız yakalananlar can çekişiyor. Türkiye şükür ki hem hazırlıklı hem de geleceğe yönelik çalışmalar içinde.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar kabinenin en çok çalışan bakanları arasında. İçinde bulunduğumuz bu kritik dönemde ülkemizin ve milletimizin önünü germesine imkân veren bir hummalı faaliyet içinde…
Enerji güvenliği olmadan olmuyor. Çünkü bu konu devletlerin ekonomik kapasitesini, sanayi üretimini, dış politika seçeneklerini ve ulusal güvenlik önceliklerini doğrudan etkileyen stratejik bir alan.
Küresel enerji sisteminde yaşanan jeopolitik kırılmalar, tedarik zincirlerindeki belirsizlikler, enerji fiyatlarındaki yüksek oynaklık ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş süreci, enerji politikalarının geleneksel arz güvenliği yaklaşımının ötesinde değerlendirilmesini gerekli kılıyor.
Bu çerçevede enerji bağımsızlığı kavramı dış kaynak kullanımının bütünüyle ortadan kaldırılmasından ziyade, enerji arzının çeşitlendirilmesi, yerli kaynakların etkin biçimde değerlendirilmesi, altyapı kapasitesinin geliştirilmesi ve dış şoklara karşı dayanıklılığın artırılması anlamını taşımakta.
Ülkemizin son yıllarda uyguladığı enerji politikası bu perspektiften değerlendirildiğinde enerji sisteminde yapısal bir dönüşüm sürecinin yaşandığı görülmektedir. Karadeniz’deki doğal gaz üretimi, Gabar’daki petrol üretimi, yenilenebilir enerji kapasitesindeki genişleme, doğal gaz ve petrol altyapısının çeşitlendirilmesi ve bölgesel enerji bağlantılarının güçlendirilmesi Türkiye’nin enerji güvenliğini artırmaya yönelik birbirini tamamlayan politika alanlarıdır.
Bakan Alparslan Bayraktar’ın Türkiye-Azerbaycan enerji ilişkilerine ilişkin açıklamaları bu dönüşümün bölgesel boyutunu ortaya koyuyor. Nahçıvan üzerinden Türkiye’ye uzanacak elektrik iletim hattı, Türkiye-Gürcistan-Azerbaycan-Bulgaristan eksenindeki yeşil enerji koridoru ve Karadeniz’in altından Avrupa’ya uzanması planlanan elektrik iletim hattı olmak üzere üç temel proje bu dönüşümün temel sütunlarıdır.
Bu projeler Türkiye’nin enerji politikasının üretim kapasitesinin artırılmasıyla sınırlı olmadığını ve enerji iletim altyapısının geliştirilmesi, bölgesel elektrik ticaretinin genişletilmesi ve Avrupa enerji piyasalarıyla entegrasyonun derinleştirilmesi hedeflerinin de politika gündeminde önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir.
Ekonomik büyüme, sanayileşme düzeyi ve artan nüfus enerji talebinin uzun vadede yüksek kalacağına işaret etmektedir.
Bu nedenle stratejik hedef enerji ithalatını sıfırlamak yerine ithalat bağımlılığının oluşturduğu kırılganlıkları azaltmak ve enerji arzının sürekliliğini güvence altına almaktır. Doğal olarak yerli üretim, kaynak çeşitlendirmesi ve altyapı kapasitesinin önemi öne çıkmaktadır.
Yerli petrol ve doğal gaz üretiminin artırılması, enerji ithalat faturasının azaltılması ve dış tedarik kaynaklarından kaynaklanabilecek jeopolitik risklerin sınırlandırılması açısından önem taşımaktadır.
Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası ile Gabar bölgesindeki petrol üretimi bu politikanın başlıca örneklerini oluşturmaktadır.
Bununla birlikte enerji ihtiyacının büyüklüğü dikkate alındığında yerli hidrokarbon üretimindeki artışın dışa bağımlılığı kısa vadede ortadan kaldırması beklenmemelidir. Buradaki temel kazanım enerji arz sepetinin genişletilmesi ve ithalat riskinin yönetilebilir hale getirilmesidir.
Dolayısıyla Türkiye’nin enerji bağımsızlığı bakımından ulaştığı aşama tam bağımsızlıktan ziyade stratejik enerji özerkliğinin güçlendirilmesi şeklinde tanımlanabilir.
Türkiye-Azerbaycan enerji ilişkileri son yirmi yılda bölgesel enerji jeopolitiğinin temel unsurlarından biri haline gelmiştir. Bakü-Tiflis-Erzurum doğal gaz boru hattı, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattı ve TANAP, Hazar havzasındaki kaynakların Türkiye ve Avrupa pazarlarına ulaştırılmasında kritik işlevler üstlenmiştir.
TANAP üzerinden bugüne kadar 100 milyar metreküp doğal gaz akışı gerçekleşmiştir ve bu hat Avrupa’nın arz güvenliğine önemli katkı sağlamaktadır.
Bu ilişkinin stratejik niteliği, iki ülkenin enerji sistemlerinin birbirini tamamlayan özelliklerinden kaynaklanmaktadır. Azerbaycan’ın hidrokarbon üretim kapasitesi ile Türkiye’nin yüksek enerji talebi, gelişmiş enerji altyapısı ve Avrupa piyasalarıyla bağlantıları, karşılıklı ekonomik bağımlılığı güçlendiren bir yapı meydana getirmektedir.
Bu noktada hattın rolü klasik bir transit yapı tanımının ötesine geçmektedir. Türkiye enerji kaynaklarının taşındığı coğrafi bir güzergâh olmanın yanında, enerji ticaretinin gerçekleştirildiği, kaynakların farklı pazarlara yönlendirildiği ve elektrik sistemlerinin birbirine bağlandığı bölgesel bir merkez olma kapasitesini geliştirmektedir.
Türkiye-Azerbaycan enerji ilişkilerinin yeni aşamasında dikkat çeken temel değişim, işbirliğinin doğal gaz ve petrol taşımacılığından elektrik sektörüne doğru genişlemesidir.
Nahçıvan üzerinden Türkiye’ye bağlanması planlanan elektrik iletim hattı dört ülkeyi kapsayan yeşil enerji koridoru ve Karadeniz’in altından Avrupa’ya uzanması planlanan elektrik iletim hattı, enerji jeopolitiğinde yeni bir dönemin işaretleridir.
Güneş ve rüzgâr enerjisinin üretim karakterindeki değişkenlik farklı bölgelerin elektrik sistemlerinin birbirine bağlanmasını ve arz-talep dengesinin daha geniş bir havuz üzerinden yönetilmesini önemli hale getirmektedir. Projenin gerçekleşmesi durumunda Türkiye Güney Kafkasya ile Avrupa elektrik piyasaları arasındaki bağlantının önemli bileşenlerinden biri haline gelebilecektir.
Türkiye’nin enerji stratejisinde yeni yatırımlar kadar mevcut altyapının etkin kullanılması da önem taşımaktadır. Bakü-Tiflis-Ceyhan hattından günlük yaklaşık 600 bin varil petrol taşınıyor ama hattın kapasitesinin ise 1 milyon varil… Bu durum bize enerji altyapısının yeni yatırımlarla genişletilmesinin yanında mevcut kapasitenin optimizasyonuna da ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir.
Özellikle Orta Asya’daki enerji kaynaklarının mevcut güzergâhlara entegre edilmesi, Türkiye’nin Hazar havzası ile Avrupa arasındaki enerji bağlantısındaki konumunu güçlendirebilir. Türkmenistan’ın doğal gaz kaynakları, Kazakistan’ın petrol ve uranyum üretim kapasitesi, bölgenin enerji ve kritik madenler açısından sahip olduğu potansiyeli ortaya koymaktadır.
Enerji, madenler, ulaştırma altyapısı ve sanayi kapasitesi arasında kurulacak bütünleşik ekonomik ilişkiler Türk dünyası içinde daha geniş bir üretim ve ticaret ekosisteminin oluşmasına katkı sağlayabilir.
Enerji güvenliği giderek petrol ve doğal gaz arzından ibaret olmaktan çıkmakta ve elektrik şebekeleri, batarya teknolojileri, kritik mineraller ve yenilenebilir enerji ekipmanları da stratejik güvenlik alanının parçası haline gelmektedir.
Türkiye Avrupa’nın önemli enerji tüketim merkezleri ile Hazar havzası, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz gibi enerji kaynaklarına sahip bölgeler arasında bulunmaktadır.
Bu coğrafi konum enerji boru hatları açısından avantaj sağlamaktadır. Elektrik iletim hatlarının ve yeşil enerji koridorlarının geliştirilmesi ise bu avantajın yeni enerji teknolojileri döneminde yeniden tanımlanmasına imkân vermektedir.
Böyle bir modelde Türkiye’nin rolü nakil hattının ötesine geçecek ve enerjinin ticareti, depolanması, dağıtımı, fiyatlandırılması, finansmanı ve farklı enerji sistemlerinin entegrasyonu bakımından daha kapsamlı bir merkez işlevine dönüşecektir…”
