Orhan Sarıbal, orman alanları ve tarımsal üretim gündemini değerlendirdi. Ayçiçeği ve çeltikte ithalat yerine üretim desteği istedi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, orman alanlarının orman rejimi dışına çıkarılmasına ve ayçiçeği ile çeltik üreticilerinin yaşadığı ekonomik sorunlara tepki gösterdi. Sarıbal, ormanların korunması, tarımsal üretimin desteklenmesi ve hasat dönemlerinde ithalat politikalarının yeniden düzenlenmesi çağrısında bulundu.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, düzenlediği basın toplantısında orman alanlarının kullanımına ilişkin kararlar ile ayçiçeği ve çeltik üreticilerinin karşı karşıya kaldığı maliyet ve fiyat sorunlarını değerlendirdi. Türkiye’nin doğal varlıkları ve tarımsal üretiminin aynı politik tercihler nedeniyle baskı altında olduğunu savunan Sarıbal, ormanların korunması ve çiftçinin üretimde kalabilmesi için kamu politikalarında değişiklik yapılması gerektiğini söyledi.
Sarıbal, açıklamasında “Orman yoksa hayat yoktur. Ayçiçeğinde ve çeltikte ithalat değil, üretim desteklenmelidir” ifadelerini kullandı.

Orman Alanlarının Kullanımına Tepki: “Orman Bir Ekosistemdir”
Ormanların yalnızca ağaçlardan oluşan alanlar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Orhan Sarıbal, orman ekosistemlerinin su kaynakları, toprak, yaban hayatı, iklim ve canlıların yaşamı açısından taşıdığı öneme dikkat çekti.
Sarıbal, yüzlerce yıllık bir ormanın ortadan kaldırılmasının ardından başka bir alana fidan dikilmesinin aynı ekosistemi yeniden oluşturmayacağını ifade etti. Ağaçlandırma çalışmalarının önemini kabul etmekle birlikte her ağaç topluluğunun doğal orman niteliği taşımadığını belirten Sarıbal, ormanların ekolojik bütünlük içinde korunması gerektiğini savundu.
“Ormanı yalnızca bir ağaç birikimi olarak görmek doğru değildir. Orman; mikroorganizmaların, yaban hayatının, su kaynaklarının, iklimin ve bütün canlıların yaşam alanıdır. Bugün yüzlerce yıllık bir ormanı ortadan kaldırıp başka bir yere fidan dikerek aynı ekosistemi kuramazsınız.”
27 İlde Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Alanları Gündeme Getirdi
Sarıbal, 17 Eylül 2026 tarihli ve 11787 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile 27 ilde yaklaşık 4 bin 300 hektarlık alanın orman sınırları dışına çıkarıldığını belirtti. Bu alanın yaklaşık 43 milyon metrekareye karşılık geldiğini söyleyen Sarıbal, söz konusu bölgelerin önemli bir bölümünün Ankara’nın Kızılcahamam ilçesinde bulunduğunu ifade etti.
6831 sayılı Orman Kanunu’na eklenen Ek-16 düzenlemesinin yürürlüğe girdiği 2018 yılından bu yana orman rejimi dışına çıkarılan alanın son kararla birlikte yaklaşık 9 bin 600 hektara ulaştığını ileri süren Sarıbal, alınan kararların bilimsel, hukuki ve ekolojik gerekçelerinin kamuoyuna açıklanmasını istedi.
Sarıbal, orman alanlarının konut, turizm, madencilik ve enerji projeleri gibi farklı kullanım amaçlarına açılmasına ilişkin süreçlerde şeffaflık sağlanması gerektiğini vurguladı.
“43 Milyon Metrekarenin Karşılığı Olan Yeni Orman Alanları Nerede?”
Orman sınırları dışına çıkarılan alanların en az iki katı büyüklüğündeki Hazine arazisinin yeni orman kurulması amacıyla tahsis edilmesi gerektiğini belirten Sarıbal, ağaçlandırma yükümlülüklerinin yerine getirilip getirilmediğinin denetlenmesini istedi.
Sarıbal, şu soruları yöneltti:
- Orman sınırları dışına çıkarılan alanların karşılığında hangi bölgelerde yeni orman alanları tahsis edildi?
- Tahsis edilen alanların il, ilçe ve parsel bilgileri kamuoyuyla paylaşılacak mı?
- Ağaçlandırma çalışmaları ne zaman başlayacak?
- Dikilen fidanların yaşama oranını hangi kurum denetleyecek?
Orman köylülerinin yaşam alanlarının korunması gerektiğini de belirten Sarıbal, ormanların kullanımına ilişkin kararlarda meslek odalarının, bilim insanlarının, yerel yönetimlerin ve bölge halkının sürece katılmasını talep etti.
“Orman yoksa hayat yoktur. Orman yoksa su yoktur. Orman, su ve toprak yaşamdır. Gelecek kuşaklara yaşanabilir bir ülke bırakmak istiyorsak ormanlarımıza ve orman köylüsüne hep birlikte sahip çıkmalıyız.”

Ayçiçeği Üreticisi Maliyet ve Fiyat Baskısıyla Karşı Karşıya
Orhan Sarıbal, basın toplantısının tarım gündemine ilişkin bölümünde ayçiçeği üreticilerinin yüksek girdi maliyetleri ve düşük alım fiyatları nedeniyle yaşadığı sorunları değerlendirdi.
Ayçiçeği üretim maliyetinin bölge ve verim koşullarına göre kilogram başına 33 ile 38 lira arasında değiştiğini belirten Sarıbal, düşük verimli alanlarda maliyetin 40 liraya yaklaştığını söyledi. Üreticilerin mazot, gübre, işçilik, sulama ve finansman giderleri nedeniyle artan maliyetlerle karşı karşıya kaldığını ifade etti.
Sarıbal, yüzde 44 yağ oranlı ayçiçeği için Trakya Birlik’in 37 lira, Çukobirlik’in 37,50 lira, Konya Şeker’in ise ödeme koşullarına göre 36,50 ile 37,50 lira arasında fiyat açıkladığını hatırlattı.
Trakya Birlik’in bir önceki yıl açıkladığı 33 liralık fiyatla karşılaştırma yapan Sarıbal, artışın yüzde 12,1 düzeyinde kaldığını belirterek, ürün fiyatlarındaki artışın üretim maliyetlerindeki yükselişi karşılamadığını savundu.
“Mazot, gübre, işçilik, sulama ve finansman maliyetleri çok daha yüksek oranlarda artarken çiftçinin ürününe yüzde 12 düzeyinde artış verilmesi kabul edilemez. Üretici yalnızca maliyetini karşılamak değil, ailesiyle insanca yaşamak ve gelecek yıl yeniden üretim yapabilmek zorundadır.”
Sarıbal, çiftçilerin tarımsal kredi borçlarının 1,5 trilyon lirayı aştığını belirterek, ayçiçeğinde kilogram başına yaklaşık 2 liraya karşılık gelen desteklerin üretim maliyetleri karşısında yetersiz kaldığını söyledi.
İthalat Politikası Üreticinin Hasat Dönemini Etkiliyor
Ayçiçeğinde ithalat uygulamalarının yerli üreticinin fiyatları üzerindeki etkisine dikkat çeken Sarıbal, 4 Temmuz 2026 tarihli kararla 1 milyon 250 bin ton yağlık ayçiçeği tohumu veya bunun karşılığı 500 bin ton ham ayçiçek yağı için tarife kontenjanı açıldığını hatırlattı.
İthalat kararlarının hasat öncesi veya hasat döneminde alınmasının üreticinin pazarlık gücünü etkileyebileceğini belirten Sarıbal, yerli üretimin desteklenmesi ile dış ticaret politikalarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
“İthalat, yerli üretimin açığını tamamlamak için kullanılabilir; ancak üretimin ve üreticinin yerine geçirilemez.”
Sarıbal, Türkiye’nin 2003 yılından 2026 yılının mayıs ayına kadar yaklaşık 16,5 milyon ton ayçiçeği tohumu için 9,7 milyar dolar, yaklaşık 15,9 milyon ton ayçiçek yağı için ise 18,2 milyar dolar ödediğini belirtti. Bu iki kalemdeki toplam ithalat faturasının 27,9 milyar dolara ulaştığını ifade eden Sarıbal, söz konusu kaynakların sulama, tohum, gübre, depolama, işleme ve kooperatif altyapısına yönlendirilmesi gerektiğini savundu.
Bu yatırımların Türkiye’nin ayçiçeği üretiminde kendine yeterlilik kapasitesini artırabileceğini belirten Sarıbal, üretim planlamasının uzun vadeli bir anlayışla yapılması çağrısında bulundu.
Ayçiçeğinde Üreticiyi Desteklemek İçin Altı Öneri
Orhan Sarıbal, ayçiçeği üretiminin sürdürülebilmesi için taban fiyat, prim, ithalat takvimi ve kooperatif altyapısına ilişkin çeşitli öneriler sıraladı.
Hasattan önce taban fiyat açıklanması: Bölgesel verim, yağ oranı ve gerçek üretim maliyetine dayanan bağlayıcı bir taban fiyat belirlenmesi.
Prim ve girdi desteği: Mazot, gübre, tohum ve sulama giderlerinin gerçek maliyetler üzerinden desteklenmesi; primlerin ekim kararından önce duyurulması.
Üreticiyi koruyan ithalat takvimi: İthalatın yerli üretimin ihtiyacını karşılayamadığı dönemlerle sınırlı ve üretici fiyatını baskılamayacak şekilde planlanması.
Uzun vadeli üretim planı: Çiftçiye en az beş yıllık öngörü sağlayacak destekleme ve üretim politikalarının hazırlanması.
Kooperatif ve depolama yatırımları: Üretici birliklerine uygun finansman sağlanması, lisanslı depoculuk ve işleme kapasitesinin artırılması.
Maliyet ve kâr şeffaflığı: Tohumdan raf fiyatına kadar tüm maliyetlerin ve kâr marjlarının denetlenmesi.
Sarıbal, ayçiçeğinde dışa bağımlılığın azaltılması için yerli üreticinin ekonomik olarak korunması ve üretim kapasitesinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Çeltik Üreticisi TMO’nun Fiyat Açıklamasını Bekliyor
Orhan Sarıbal, çeltik üreticilerinin sorunlarını da gündeme getirerek, hasadın birçok bölgede başlamasına rağmen Toprak Mahsulleri Ofisinin 2026 ürünü için alım fiyatı ve kapsamlı bir alım takvimi açıklamadığını söyledi.
Çeltik üretim maliyetinin bölge ve çeşide göre kilogram başına 41 ile 48 lira arasında değiştiğini belirten Sarıbal, ortalama maliyetin 45-46 liraya ulaştığını ifade etti. Üreticilerin hasat döneminde borçlarını ödemek ve yeni üretim dönemine hazırlanmak zorunda olduğunu belirten Sarıbal, fiyat açıklamasının gecikmesinin çiftçinin planlama yapmasını güçleştirdiğini savundu.
TMO’nun 2025 ürünü için alım fiyatlarını 23 Ocak 2026’da açıkladığını hatırlatan Sarıbal, Baldo çeşidi için 40, Cammeo için 38, Osmancık için ise 32 lira fiyat ilan edildiğini belirtti.
“Üretici borcunu ödemek için ürününü hasat döneminde satmak zorundadır. Hasattan dört ay sonra açıklanan fiyat piyasayı düzenlemez, çiftçiyi korumaz.”
Sarıbal, 2026 ürünü için alım fiyatının gecikmeden açıklanmasını ve TMO’nun üreticinin ihtiyaçlarına uygun bir alım takvimi oluşturmasını istedi.
Çeltikte Destekler Üretim Maliyetlerini Karşılamıyor
Çeltik üreticilerine yönelik desteklerin maliyetler karşısındaki yetersizliğine dikkat çeken Sarıbal, 2026 yılında dekara 825,75 lira temel destek ve 550 lira sertifikalı tohum desteği verildiğini belirtti.
Dekara 700 kilogram verim varsayımında iki desteğin toplamının kilogram başına yaklaşık 1,97 liraya karşılık geldiğini söyleyen Sarıbal, bu tutarın kilogram başına 45-46 liraya ulaşan üretim maliyetleri karşısında üreticinin sorunlarını çözmeye yetmediğini ifade etti.
“Kilogram maliyeti 45-46 liraya ulaşmış bir üründe yaklaşık 2 liralık destek üreticinin sorununu çözmez. Destek önemlidir ancak düşük ürün fiyatının yerine geçirilemez.”
Türkiye’nin yıllık yaklaşık 600 bin ton pirinç ürettiğini belirten Sarıbal, iç talebin önemli bir bölümünün ithalat yoluyla karşılandığını söyledi. Üretim alanlarının genişletilmesi ve verimliliğin artırılması halinde Türkiye’nin kendi ihtiyacını karşılayabilecek bir üretim kapasitesine ulaşabileceğini savundu.
TMO İçin Alım Fiyatı ve Üretici Güvencesi Önerileri
Sarıbal, Toprak Mahsulleri Ofisinin kuruluş amacının çiftçiye alım ve üretim güvencesi sağlamak olduğunu belirterek, çeltik üreticilerinin korunması için bir dizi öneri sundu.
- Hasat öncesi fiyat açıklaması: Alım fiyatlarının her yıl hasattan önce ilan edilmesi.
- Gerçek maliyet hesabı: Fiyat belirlenirken bölgesel maliyet, arazi kirası, aile emeği ve finansman giderleri ile en az yüzde 25 üretici refah payının dikkate alınması.
- Zamanında alım ve ödeme: TMO alım noktalarının hasatla birlikte açılması, randevu kapasitesinin artırılması ve ödemelerin en geç 10 gün içinde yapılması.
- Hasat döneminde ithalatın düzenlenmesi: Yerli üreticinin fiyatını baskılamayacak dış ticaret politikalarının uygulanması.
- Sulama ve enerji maliyetlerinin düşürülmesi: Verimli sulama sistemleri, lazer tesviye ve kuraklığa dayanıklı çeşitlere yönelik desteklerin artırılması.
- Depolama altyapısının geliştirilmesi: Üretici kooperatifleri eliyle kurutma tesisleri, lisanslı depolar ve ürün senedi altyapısının yaygınlaştırılması.
Sarıbal, TMO’nun alım politikalarının üreticinin hasat dönemindeki ihtiyaçlarını karşılayacak biçimde planlanması gerektiğini vurguladı.
“İthalatı ve Rantı Değil, Üretimi ve Üreticiyi Koruyan Düzen Kurulmalı”
Orhan Sarıbal’ın açıklamasında ormanların korunması ile tarımsal üretimin sürdürülebilirliği ortak bir politika başlığı olarak öne çıktı. Sarıbal, doğal kaynakların korunması, üreticinin maliyet baskısından kurtarılması ve tarımsal desteklerin uzun vadeli planlamaya dayandırılması gerektiğini ifade etti.
Açıklamasının sonunda Türkiye’nin sahip olduğu doğal kaynakların ve tarımsal üretim kapasitesinin doğru politikalarla değerlendirilmesi gerektiğini belirten Sarıbal, ithalata dayalı yaklaşım yerine üreticiyi destekleyen bir sistem çağrısında bulundu.
“Türkiye’nin güneşi, suyu, toprağı ve üreticisi var. Sorun kaynak yetersizliği değil, siyasi tercihtir. İthalatı ve rantı değil; üretimi, üreticiyi ve yaşamı koruyan yeni bir düzeni bu topraklarda birlikte kuracağız.”
