Akademisyen ve Haber7.com yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar’ın ”AK Parti ve iştişare geleneği” başlıklı köşe yazısında şu ifadelere yer verdi:
”Bazı siyasi partiler tarihsel hafızalarda iç iktidar çekişmeleri, hizip mücadeleleri ile yer edinir ve kurultaylar partisi olarak anılır. Kurultayları ise fikir üretiminden çok makam ve güç hesaplarının sahnesi hâline gelir. Böyle yapılarda siyaset toplumsal sorunlara çözüm üretme kapasitesini kaybeder ve bir denge mücadelesine dönüşür. Enerji milletin meselelerine yönelmek yerine parti içi pozisyon arayışlarında tüketilir.
AK Parti ise kuruluşundan itibaren farklı bir siyasal kültür inşa etmiştir. Bu kültürün merkezinde bilgiyi kişilere bağlı bir birikim olmaktan çıkarıp kurumsal hafızaya dönüştürme iradesi yer almaktadır. İstişareyi biçimsel bir prosedür olarak değil karar alma süreçlerinin vazgeçilmez bir unsuru olarak gören bu yaklaşım ortak aklı siyasal olgunluğun temel şartlarından biri kabul eder. Çünkü güçlü siyaset tek yönlü düşünceden değil farklı tecrübelerin ve birikimlerin ortak değerlendirilmesinden doğar.
AK Parti’nin en ayırt edici vasfı siyaseti milletle yürütmesidir. Toplumsal beklentileri doğru okuyabilen, milletin sesini karar süreçlerine taşıyabilen ve değişen şartları isabetle analiz edebilen bir siyasi hareket geleceğe daha sağlam adımlarla ilerler. Bu anlayış, günü yönetmekle yetinmeyen, geleceği inşa etmeyi hedefleyen bir vizyonu da beraberinde getirir. Çağın ihtiyaçlarını görmek önemlidir; fakat asıl fark çağın ötesine geçebilecek bir ufuk ortaya koyabilmektedir.
Bu nedenle AK Parti’nin siyasal pratiğinde istişare sıradan bir toplantı düzeninden ibaret değildir. İstişare muhasebe yapmanın, tecrübeyi güncellemenin, yeni dönemin risk ve fırsatlarını değerlendirebilmenin en önemli zeminlerinden biridir. Her toplantı, geçmişin birikimi ile geleceğin hedefleri arasında kurulan güçlü bir köprü işlevi görür.
Kuruluşundan bu yana yaklaşık çeyrek asırlık bir siyasi tecrübe biriktiren bir partinin, geniş katılımla 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nı gerçekleştirmesi bu bakımdan son derece anlamlıdır.
Bu tablo AK Parti’nin kurumsal sürekliliğini, yenilenme kapasitesini ve ortak akla verdiği stratejik önemi açık biçimde ortaya koymaktadır. Uzun yıllar iktidarda kalabilmeyi mümkün kılan asıl unsur değişen şartlara uyum sağlayabilen güçlü bir kurumsal akıldır.AK Parti’yi farklı kılan tam olarak budur.
Köklerinden kopmadan yenilenebilmek, ilkelerini korurken yeni ihtiyaçlara cevap üretebilmek, tecrübeyi geleceğin imkânlarıyla buluşturabilmek AK Parti ile mümkün olmuştur ve AK Parti’de mümkün olmuştur. Bu da güçlü liderlik ile güçlü istişare kültürünün bir arada var olabildiğini gösteren önemli bir örnektir.
Siyasal hareketlerin kalıcılığı sloganlarla değil kurumsal düşünme kapasitesiyle ölçülür. AK Parti’nin 33. İstişare ve Değerlendirme Toplantısı, bu kapasitenin canlılığını gösteren önemli bir göstergedir. Kalıcı başarı, farklı görüşleri dinleyebilen, ortak akıldan beslenen ve milletle bağını diri tutabilen siyasal yapılara aittir.
Siyaset kurumu tarih yönetimin meşruiyet kazanımı, güç kullanımı ve kamusal kararların hangi düşünsel zemin üzerinde alınacağı soruları etrafında şekillenmiştir.
Karar alma süreçlerinin niteliği alınan kararın kendisi kadar önemlidir. Başka bir ifadeyle bir toplumun geleceğini belirleyen unsur hangi kararların alındığından ibaret değildir. Bu kararların hangi düşünme ve değerlendirme süreçlerinden geçtiği çok daha belirleyici bir rol oynar.
Tam bu noktada ortak akıl siyasetin arzu edilen bir ilkesi olmanın ötesine geçerek zorunlu bir ihtiyaç hâline gelir. Ortak akıl farklı bilgi kaynaklarının, farklı hayat tecrübelerinin ve farklı düşünme biçimlerinin belirli bir hedef doğrultusunda bir araya getirilebilmesidir. Buradaki amaç kalabalık bir görüş topluluğu oluşturmaktan ziyade çeşitlilik içindeki bilgiyi daha isabetli kararlara dönüştürebilmektir. İstişarenin değeri de buradan doğar.
Siyasal karar süreçlerinde hata oranını azaltan en önemli unsur karar vericinin zekâsından önce kendisini düzeltebilecek bir çevreye sahip olmasıdır. Güçlü liderlik ile danışma kültürü birbirinin karşıtı değildir. Gerçek güçlü liderlik farklı görüşleri dikkatle dinleyebilme, bunları derinlemesine değerlendirebilme ve nihai kararı bu çok katmanlı süzgeçten geçirerek verebilme yeteneğinde ortaya çıkar. Karar verme yetkisini elinde tutmak başka, doğru karar verme ihtimalini güçlendirmek başkadır. Recep Tayyip Erdoğan’ın neden güçlü lider olduğunu ve AK Parti’nin neden çeyrek yüzyıla yakın tek başına iktidar olduğunu anlamak isteyenlerin tam da buraya bakması, yoğunlaşması lazımdır…
Bir yönetim toplum tarafından haklı ve kabul edilebilir görüldüğü sürece istikrar üretir. Bu kabulün oluşmasında katılım duygusu merkezi bir öneme sahiptir. İnsanlar görüşlerinin dikkate alındığını gördüklerinde sistemle daha güçlü bir aidiyet bağı kurar, dışlandıklarını hissettiklerinde ise kamusal güven zayıflar.
Köklü devlet geleneğine sahip toplumlarda yönetim sorumluluk, adalet ve hikmet arasında kurulan hassas denge üzerinden değerlendirilmiştir. Bu denge son derece önemlidir, kısa vadede verimli görünen bir karar uzun vadede toplumun manevi ve kültürel yapısını zedeleyebilir. Bu nedenle yüksek siyaset, hesap yapabilme becerisinin yanında kararların tarihsel ve toplumsal etkilerini önceden görebilme yeteneği de gerektirir.
Medeniyet açısından bakıldığında tarihsel hafıza, siyasal aklın vazgeçilmez parçalarındandır. Geçmişle bağını koruyan toplumlar birikimlerini bugünün sorunlarına taşıyabildikleri ölçüde güçlü kalırlar. Gelenek burada donmuş bir geçmiş olmayıp nesiller boyunca süzülmüş bir tecrübe birikimidir. Gelenekten kopuş çoğu zaman yön duygusunun zayıflamasına yol açar. Buna karşılık geçmişe körü körüne bağlı kalmak da gelişimi yavaşlatır. Asıl maharet, süreklilik ile yenilenme arasındaki dengeyi koruyabilmektir.
Ortak akıl tam bu noktada geçmiş ile gelecek arasında köprü kurar. Tecrübe ile yenilik, muhafaza ile değişim, ilke ile ihtiyaç arasındaki denge bu sayede sağlanır. Siyasal olgunluk büyük ölçüde bu gerilimleri yönetebilme sanatıdır. Keskin ayrışmaların hâkim olduğu toplumlarda bu denge bozulur ve siyaset çözüm üretme gücünü kaybederek taraflaşma mücadelesine dönüşür.
Güçlü devletler ve güçlü toplumlar gücü merkezileştirdikleri için değil, aklı kurumsallaştırabildikleri için kalıcı olurlar. Kalıcı olan kurumsal düşünme geleneğinin sürekliliğidir. Ortak akıl ve istişare bu sürekliliğin temel direkleridir. Bir siyasal düzenin gerçek gücü eleştiriye tahammülünde, ehliyete verdiği değerde ve hikmeti karar mekanizmalarının merkezine yerleştirebilmesinde ortaya çıkar. Tarih defalarca göstermiştir ki kalıcı kuvvet, tek sesliliğin doğurduğu sertlikten değil, çok yönlü düşüncenin ortaya çıkardığı hikmetten doğar.
AK Parti’nin Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde Sapanca’da gerçekleştirdiği 33. İstişare Toplantısı da bu yönleriyle Türk siyasetinde parti içi demokrasi, istişare, akıl yürütme, ortak aklı işletme bakımlarından en önemli ve seçkin örneklerdendir…
Bilinmelidir ki, Türk siyaseti parti içi iktidar mücadelelerinden, koltuk kapmaca yarışmalarından, komplo uzmanlıklarından, yolsuzluk ve yozlaşma maluliyetinden ibaret değildir… Türkiye’yi düşünen, 25 yıldır derdiyle dertlenip meseleleri sırtlayan ve geleceğe hazır bir anlayış hep bu aziz milletin hizmetindedir…”
